Dünyamıza bakalım-dünyamızı tanıyalım

Advertisements

Sevgili ve saygıdeğer okurlarım;
İstanbul’u bugün herkes tanır, beğenir ve şehrin güzelliğine ve de boyuna şaşıp kalır. Bugünün İstanbul’unu gezdiğim zaman, çok duygulanırım. Nede olsa çocukluğumun ve hayatımın en güzel ve önemli zamanları İstanbul’da geçti. Aynı zamanda çocukluğumun hatıraları solduğu için üzülürüm. Tek, tek, kaybolduğu için, gördüğüm, sevdiğim ve yaşadığım şeyleri çocuklarıma gösteremeyeceğim. Evet insanlar olgunlaşınca duygusal olur, ama ne yapayım? Hem her şey hızla değişiyor, her kez yaşlanıyor, hem de insan duygusal olmazsa, insan olabilir mi?
Bazen canım İstanbul’un sokaklarında gezmek ve İstanbul’un deniz kokusunu almak istiyor.
Vefa da boza içmek, Taksimde Türk mutfağını tatmak, kömürde ateşinde kızartılan hakiki Döner, ufak bir büfede eski usul tost yemek ve taze sıkılmış bir nar suyu içmek, esnaflarla sohbet etmek, benim için bunlar büyük zevk. Bu basit şeyler memleketimin anıları, memleketimin tadı ve hayatımın başladığı yerdir. Benim için önemli şeyler.
Ama bakkallar süpermarket oluyor ve süpermarketler alış veriş merkezi oluyor. Faydası ne? Çocukluğumda 6 milyon insanın yaşadığı şehir, 20 milyon insan oldu. Yani İstanbul 3 katından fazla büyümüş ve büyüyor. Bugünün İstanbul’u gençleşmiş, modernleşmiş ve Avrupalılaşmış. Bazen Almanya’ya baktığımda, bana eskimiş, durmuş, hatta gerilemiş itibarı bırakıyor. Buda beni üzüyor; nede olsa bir sürü zorluklar çeke çeke, Stuttgart ikinci memleketim oldu. Etrafıma baktığım zaman, ben çevremi dikkatli incelerim, gördüklerim ve duyduklarım hoşuma gitmiyor. Bazıları şaşabilir ama, böyle görüyorum ve düşündüğüm birçok şey doğru çıktı.
Eskiden İstanbul’un kendine göre bir samimi havası vardı. İnsanları dünyanın her köşesinden gelir, beraber çalışır, yer, içer ve beraber eylenirlerdi. Dinledikleri Müzik hem Türk, hem de enternasyonal ve modern müzikti. Allah rahmet eylesin, Barış Manço (Anadolu Rock) müzik hayatına yeni başlamıştı, Modern Folk Üçlüsü (Leblebinin Hikayesi) ilk plaklarını satmaya başlamıştı. Bunlar yepyeni ve gerçekten modern şeylerdi. 1973 yılında Stuttgart’a geldim zaman, Stuttgart’ta dinlenilen müziği duyduğumda ve hayatı gördüğümde biraz güldüm. Bana ilkel gelmişti. Ama bir ülkenin kültürüne gülmek ayıp ve saygısızlıktır. Herkesin kültürü vardır, ama şartlar bazı şeyi yok eder. Bugünün İstanbullu gençlerinin çoğu, Alman gençleri gibi ufak bir dünyaya içinde yaşamaktadırlar. Gençlerin Dünyaları o kadar ufak ki, bir cep telefonunun içine sığıyor. Burada olduğu gibi, İstanbullu Türk gençleri de aynı kıyafetleri giyiyorlar, aynı pizzaları, hamburgerleri ve sandviçleri yiyorlar ve aynı müzikleri dinliyorlar. Kendi tarihlerini ve kültürlerini unutuyorlar.
Dolmabahçe parkında dolaşırken, eski Constantinople, 6 ile 11 nisan 1453 arası fethetmesinde kullanılan muazzam topların biri dikkatimi çekti. Topun namlusunun ağzında, Bizans Kıralı 11. Konstantin’in topçuları tarafından en az 5 isabet aldığını gördüm. Demek ki savaşan Osmanlı topçularının hayatları herhalde uzun değildi. Osmanlılar, top yapımında uzman olan Urban adında bir Bohem [veya Alman] çan döküm ustasını göreve alarak, (bu günkü Çek Cumhuriyeti) bu büyük topları imal edilmişti.
Tunç döküm işçiliği, büyük uzmanlık gerektiren bir işti ve Osmanlıları için muazzam bir ilerleme oldu.
Urban usta 8 metreden uzun ve namlu çapı 75 cm den büyük olan topları tunçtan dökerek, 500-600 kiloluk taştan yapılan top mermilerini, 1.500 metreye kadar isabet edebiliyordu. Ancak bu boy Osmanlı topları Constantinoplenin muazzam surlarını yıkabiliyordu. Osmanlıların kullandıkları toplar enternasyonal bir çalışmanın neticesiydi. O zamanın en büyük topları olan Osmanlı topları olmasaydı, herhalde II. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u alamazdı. Çünkü Bizans’ın Mesoteichion denilen ana surlarının, o zamanın topları bir zarar veremeyecek şekilde zayıftı. Bu gün elimizi, kolumuzu sallayarak, gezdiğimiz, selfiler çektiğimiz ve renkli limonataları içtiğimiz yerler, atalarımızın çabaları ve hayatları sayesinde bugünkü haline gelmiştir. Kıymetini bilelim, yaptığımızı işi bilinçli yapalım. Aramızdaki insanlara ayrımcılık etmeden, güvenip saygılı davranalım. Büyüklük gösterelim. Hepinize sağlıklı, mutlu ve başarılı bir yeni yıl dilerim.

 

TAMER TEZULAŞ

Advertisements