Güzel bir ilkbahar günü kızımı bebek arabasına koymuş, gezintiye çıkmışız.
370 civarı hanenin olduğu ufak bir köy burası. Köyün kıyısından geçen karayolundan araçlar vızır vızır geçerken köy terkedilmiş gibi. Temiz sokakların arasından, kusursuz kaldırımların üstünde ve düzenli bahçeleri olan çoğu müstakil evlerin önünden yürüyoruz. Hemen hemen her evin önünde kışlık odunlar muazzam bir düzenle istiflenmişler. Bazıları birkaç metre uzunlukta, bazıları da yakmaya hazır porsiyon edilmiş bile. Hemen her garajın ya içinde yada yanında ufak birer tamirhane var. İnsanlar kendi söküklerini kendileri dikmeye çok alışık.
Harçlıklarını market reklamlarını dağıtarak kazanan orta okul öğrencileri iş başında. Büyük bir titizlikle bu haftanın reklamlarını posta kutularına atıyorlar.
Tarlalar yeni ekilmiş. Atlarıyla gezen genç kızlar havalı adımlarla ilerliyorlar. Çiftliğin önünde duran at römorku ilgimi çekiyor. 3-5 km aralıklarla kurulmuş bu köylerin arası tarla, orman ve minik sanayi bölgeleri ile doldurulmuş. Düzen 70 yıl önce kurulmuş.
İnsanlar harbi çalışkan. Fahri çalışmalara katılım muazzam. Kurallara uyma da neredeyse kusursuzluk hakim.
Harçlık çıkarmak için çalışmayı zul görmeyen bir gençlik var.
Meslek sahibi olmayı geleceğine yatırım olarak gören bir gelenek var.
Üniversiteyi tatil köyü olarak değil, hedef basamağı olarak görmek var.
Üretkenlikle haklı gurur duyma var.
Tüketim çılgınlığı yerine tasarruf ve yatırım çılgınlığı var.
Bu ve birçok örnekten dolayı Almanya’nın bizi kıskandığı falan yok!
Bu kadar güçlü ekonominin, kurulu düzende yaşayan insanların zoruna giden, itiraf edemeseler de kıskandıkları, imrendikleri tek şey var.
O da LİDERLERİ yok!
Bu kadar güçlü bir ülkenin vatandaşı olduğunuzu düşünün ama bir dışişleri bakanınız daha düz kağıttan bile okuyamasın. Hatta ilk sigortalı işi bakanlık olsun.
Sağlık bakanınız alay figürü olsun.
Şansölyenizi uluslararası arenada kimse umursamasın.
İnsanın zoruna gitmez mi?
Gider!
Yücel Yazıcı


