Hayatımızın her alanında gerçekleşen her olayın iki yüzü vardır. Örneğin gerçekleşen bir kavganın, savaşın ve hatta filizlenen bir sevginin ve saygınında iki yüzü vardır..!
Yani bir taraf olmadan diğer taraf olmaz!
Geçtiğimiz günlerde fitillenen Savaş’ta ise..,
Yüz’ün bir tarafında bir saldıran var…”ben haklıyım” diyor…!
Yüz’ün diğer tarafında saldırıya uğrayan var…”ben haklıyım” diyor…!
Sahne’de geçmişinde de bir komedyen olan, diğer taratata kalleş rolünde, dünyanın girilmedik deliğini bırakmamış bir tilki..!
Her ikisi de ben haklıyım diyor..!
Bir tarafta vuran, diğer tarafta vurulan…!
Bir tarafta canının peşine düşen… ,diğer tarafta İnterneti kapanıyor diye ağlayan sosyal medya fenomeni…!
Bir tarafta yağmur çamur demeden, kilometrelerce sınırlara yürüyen kadınlar ve çocuklar, diğer tarafta elinde patates cipsi ile televizyonda işin macerasını seyredenler…!
Buraya kadarı olayların “İKİ YÜZÜ’nü” gösteriyor..!
HER OLAYIN BİR DE İKİ YÜZLÜ’LERİ VARDIR..!
İşine geldiği doğrultuda tarafların haklılığını savunurlar…! Birisine “Kınıyoruz” diğerine “yanındayız” derler”! İş çıkmaza girdiğinde 3 maymunu oynarlar..!
Tavşanı gaza getirip Tilki’nin üzerine salanlar…! Sonrasında tavşana… ; ”oğlum biz sana diklen dedikte bu kadar da demedik…valla başının çaresine bak artık” diyen İKİ YÜZLÜLER…!
Her olayın iki yüzü olması doğal bir dengedir…, ancak “İKİYÜZLÜLÜK” insan odaklı değil.., avantaj odaklı bir tutumun neticesidir…!
Sonra cık İnsan hakları… , demokratik haklar üzerinden dem vur…! Hayırdır kardeş…, demezler mi…?
Diplomatik çözüm…! Diplomatik çözüm için savaş öncesi yeterince zaman vardı..! Neden çözemediniz…? Yoksa çözmek istemediniz mi…? Yani avantajlarınız gereği bu savaş olması mi gerekiyordu…?
Köyün birinde bir köylü…, kafasına koymuş komşu köyü karıştıracak..!
Gece köy sakinleri uyurken, tavuk kümeslerinin kilitlerini kırar ve tilki kümese rahat girsin diye kümes kapılarını açık bırakırmış. Gece tilki gelir tavukları yermiş. Köylü her sabah kalktığında bir katliamla karşılaşırmış…! Köy halkı tilkinin peşine düşmüş…! Günlerce süren gece nöbetlerinden sonra tilkiyi yakalarlar.
Köy meydanında toplanan köy halkı, tilkiyi cezalandırmak ister..! Ancak ceza öyle bir ceza olmalı ki, tilki ölmemesi gerekiyor.., sadece aç kalması yeterli…! Saatlerce düşünürler ancak istedikleri gibi, ölmeden, sadece aç bırakacakları bir ceza yöntemi bulamazlar…! Sonra bakarlar ki, koyun aşığı, omzunda sazı köy meydanına doğru yürüyor…! Aşığa soralım… , O bir çözüm bulur derler…! Aşığa söylerler; “Âşık bu tikliyi cezalandıracağız…, ancak öyle bir ceza olmalı ki…, tilki ölmesin sadece aç kalsın.., var mi bir fikrin..?” diye sorarlar. Âşık; “Bana sağlam bir ip getirin.., alın su sazımı, Tilki’nin sırtına bağlayın ve sonrasında salın Tilki’yi gitsin ”der…! Köylüler şaşkın yüz ifadeleriyle; “Tamam’da âşık, bu nasıl bir ceza..?”, biz aç kalsın istiyoruz” der.
Âşık.., sakin tavırlarla; “merak etmeyin…, o saz, o tikinin sırtında olduğu sürece.., bir daha ekmek bulamaz.., salın gitsin der…!
Köylünün tavukları gitti.., tilki de sırtında bir saz.., aç kalacak…!
Peki ya kümeslerin kapısını açan.., tilkiyi köye salan komşu köylü…?
Neyse bu Nokta’dan sonrasını siz yorumlarsınız…!
Mustafa Göğüş


